BİR DÜRÜM UĞRUNA
O gün Okul çok sıkıcıydı. Matematik ve fizik
kafasını şişirmişti Ahmet’in. Zaten fiziği sevmezdi. Matematiği sevse
bile kurbağa sesinden hocanın ne dediğini anlamazdı. İste bu yüzden
derslerden sonra öğle arası onun için adeta bir kurtuluştu. Son
saniyeleri de sabırsızlık içinde geçirdi ve zil çaldığı anda fırladı.
Yemekhaneye doğru bir koşu kopardı. Sunun şurasında bir kaç saat aç
kalmıştı.1-2 gün aç bırakılırsa Hüseyin Bolttan hızlı koşacağına emindi.
Yemek haneye geldi yemeğini aldı ve arkadaşlarının yanına gitti. Bu
yemekhanede bir gariplik vardı hep. Sebebini hala çözememişti.
Yatılıların ayrı sıraya girmesine bir anlam veremezdi hiç. Ne yani
farklı bir yemek mi yiyorlardı. Arkadaşının sesiyle düşüncelerine ara
verdi. Serkan dı bu. "yine daldın gittin Ahmet" dedi Serkan. Ahmet
Serkan a "çok sıkıcı değil mi okul hayat ask para" dedi. Serkan da "okul
ile hayati anladım da para ile ask biz de yok be" diyerek yemeğini
yemeğe devam etti. Ahmet o sırada hayatına heyecan katabilecek bir şey
peşindeydi. Tehlikeli bir o kadar da eğlenceli olmalıydı. O anda aklına
bir fikir geldi. Ama burada söyleyemezdi. Zira etrafta dört dolanan
kezban ve kekolar ispiyonculuk için hazır bekliyordu. Ahmet çıkarken
gözü başka bir şeye daha takıldı. Yatılı 3-5 öğrencinin yemeğini
neredeyse hiç yemediğini gördü. Şaşırmıştı biraz. Ne yiyordu bu
yatılılar? Acıkmıyorlar mıydı? Neyse deyip düşünceleri kafasından
uzaklaştırdı. Aklına gelen fikri Serkan a açıklamalıydı. Konuya giriş
yapmak için tekrardan "okul çok sıkıcı değil mi" dedi. "aynen" diye
karşılık verdi Serkan. Ahmet de fikrini açıkladı. Fikir kısaca şöyle
idi. Gece okulda kalacaklardi. Aile meselesini de bir arkadaşın evinde
kalacağız yalanı ile halletmişlerdi. Sonraki gün hazırlıklı geldiler.
Çantalarına çikolata bisküvi ne varsa doldurmuşlardı. Çok eğlenceli
olacağa benziyordu. O heyecan ile derslerin nasıl geçtiğini
anlayamadılar. Zil çalınca çantaları ile dışarı çıktılar. Kameralara
asla yakalanmamalıydılar. Kamera açılarını Serkan yoğun fizik
bilgilerini kullanarak hesaba katmıştı. Saat 5 kadar basket sahasında
takıldılar. Bu saatte artık çıkış yapmak zorunluydu. Okul havanın
kararmasıyla gizemli ve korkunç bir hale bürünmeye başlamıştı. Sessizce
Faik Eroğlu binasına geldiler. Yanlarında açılmayan kapılar için telde
vardı. Serkan Google’a “kilitli kapılar tel ile nasıl açılır?”yazmış ilk
çıkan siteden bilgilerle donanmıştı. Tipik bir liseliydi işte. Binanın
temizliği bitmiş hizmetliler gitmişti. Sınıfa çıktılar. Hava iyiden
iyiye kararmıştı. Oyalanmak için Monopoly getirmişlerdi. Biraz
oynadıktan sonra Serkan her zamanki inekliği ile ders çalıştı. Biraz
karı kız muhabbeti yaptılar. 10 dakika sonra muhabbet koyulaşmaya
başlayınca bir uğultu duyuldu. Sanki 100 kişi kalan ayranın dibini
höpürdetiyordu. Ardından kahkaha ve çığlıklar duyulmaya başlamıştı.
Korkunç bir durumdu. Kaçsalar güvenliğe veya kameralara
yakalanabilirlerdi. Dursalar korkudan öleceklerdi. Ölümcül bir ikilemde
kalmışlardı. Sesler kesilmişti. Ama daha korkunç bir şekilde farklı bir
ses duyuldu. Binlerce marul çıtırtısı vardı sanki. Korkudan delirme
noktasına gelmişlerdi. Mutlaka bakmalıydılar. Sesler yatılı öğrenci
bölümünden geliyordu. Yavaş ve temkinli adımlarla yatılı bölümüne
ulaştılar. Sessizce içeri girdiler. Girer girmez kesif bir koku geldi.
Acıyla limon karışımı bir kokuya benziyordu. Ahmet cebinden bir paket
Mentollü Selpak çıkardı. Serkanın gözleri parladı. Mikrokapsülleri
patlatıp ağız ve burunlarını kapattılar. Bu onları koruyacaktı. 2. kata
yani yatakhanelerin olduğu bölüme çıktıklarında yerlerde yüzlerce lavaş
ve marulun olduğunu gördüler. Duvarlar nar ekşisiyle kaplıydı. Açık bir
kapıdan içeriye baktılar. Yatılı öğrencilerin hepsi içerdeydi. Fakat
manzara insanın kanını dondurmaya yeterdi. Ortada bir Battalbey ustası
pıçak zoruyla çiğ köfte yoğuruyordu. Etrafında yatılı öğrenciler daire
şeklini almışlar sabırsızlık ve kızgınlıkla çiğ köftenin olmasını
bekliyorlardı. Ahmet için her şey yerine oturmaya başlamıştı.
Yatılıların neden farklı sırada yemek aldığını, yemeklerini neden
yemediklerini ve gündüzlü arkadaşlarından neden hep çiğ köfte parası
istediklerini anlamıştı. Burada bir vahşet vardı. O sırada birisi çığlık
atarak bayıldı. Bunu tanımışlardı. Sınıfta çiğ köfte çıkışları ile
tanınan ömrümün sonuna kadar çiğ köfteyle yaşayabilirim diyen Ecem di bu
kişi. Arkadaşı çiğ köfte teknesinden bir parça alıp Ecem in Nar ekşili
dudaklarına değdirdi. Ecem bir anda canlanıp çiğ köfteyi yedi. Az daha
kızın parmağını da yiyecekti. Bunlar olurken şoka giren Serkan
yanlışlıkla ses çıkardı. Tüm Gözler kapıya döndü. Usta Beni kurtarın
dercesine bakıyordu. Ahmet o an kaçmaları gerektiğini anladı ve Serkanı
da tutarak kaçmaya başladı. Yatılılarda ellerinde dürüm ayranla
kovalamaya başladılar. O an Serkan kalleş bir kurşuna kurban gitti. Onu
vuran en yakın dostu sandığı Seren den başkası değildi. Ayran ile
vurmuştu onu. Ahmet geri bakamazdı. Derhal oradan kaçmalı ve yardım
çağırmalıydı. Çok zor olsa da kimya laboratuarına ulaştı. Bir tedavi
üretebilirdi. Gözü deney tüplerine takıldı. O an aklına her şeyin çaresi
müthiş bir formül geldi. Zaten başka bir şeyde bilmiyordu. Bir mol H
bir mol N 3 MOL de O aldı. İşte HNO3. Her durumda işe yarardı. Formülü
Molotof haline getirdi ve yatılıların arasına savurdu. Orada can pazarı
kuruldu. Tüm acılar dindi ağızlarının yarısını kaybetseler bile
yedikleri çiğ köfteleri kustular. Ahmet koşarak oradan uzaklaştı. Başta
BM olmak üzere NATO, AB, UNICEF, GREENPEACE gibi önemli yerler telefon
açıp durumu bildirdi. Bu Şok dalgası dünyayı derinden etkiledi. Birçok
hükümet istifa etti atayizler Müslüman olup 5 vakit namaz kılmaya
başladı, Ekonomik krizler savaşlar küresel ısınma patlak verdi,
illüminati deşifre oldu, okullar kapatıldı Dünya resmen ortaçağa geri
döndü. VE en önemlisi de kezzabın her derde deva olduğu anlaşıldı.
Sabahları insanlar her gün ağızlarından bir parça daha gitmesine aldırış
etmeyerek çay yerine kezzabı tercih etti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder