Kezzap Inc.
Bucalı Ahmet-Serkan Kardeşler
6 Eylül 2013 Cuma
Bizimle Çalışmak İstermisiniz
İKALE Production için deneyimli (dizi için) oyuncular alınacaktır Bizimle irtibata geçebilirsiniz.
15 Mart 2013 Cuma
Kezzap Inc.
(Bucalı Ahmet-Serkan Kardeşler)
Açarsak Kezzap Production -İKALE Production- BayRüş Tayfa-Fenalardayız Gazetesi
evet burada genel olarak kezzap production hizmetlerini size ulaştırmaya çalışacağım.Bu yola 2011 yılında SERKAN beyle çıktık başlangıçta bize inanmayanlar oldu ama şu an büyük bir hayran kitlesine sahibiz.TAKİPÇİLERİMİZE TEŞEKKÜR EDİYORUZ. evet Kezzap production olarak genelde size edebi yazılar paylaşacağız. İkale production olarak absürt komedi dalında başarılı yapımlar izlettireceğiz. 3.SÜ ve en eğlenceli kurumumuz BayRüş Tayfa Açılımı Bayram Yürüyüşü tayfası... 2 yürüyüşümüzüde tamamladık.1. cinde bizi destekleyen ve arka çıkan sadece gölgelerimiz ve umutlarımız vardı.2.yürüyüşümüzde çok sayıda üye kaydı oldu.SON DURUM ise 16 kişidir. 3.geleneksel bayram yürüyüşünde bu sayının katlanacağını size temin ederim.B.yürüşü hakkında bilmemiz gereken değerli fzik öğretmenimiz Bayram Bey in adına yapılıyor olmasıdır.Hocamız İzmir Kız Lisesi-Şirinyer arasını zinde kalmak için hep yürürdü. bizde sağlık birazda eğlence için yürüyoruz.YOLDA heyacanlı aktiviteler ,tadına doyulmaz molalar, derin sohbetler, tarihi bir mekan(su kemerleri), çok farklı bilgiler(şu an sadece bu bilgilerin nerede verildiğini söyleyeyim bilenler bilir 1.mola varyant şelale parkı buca köprüsü kızıl çullu kemerleri)var. Marşımız rahmetli ŞENAY Yüzbaşı nın hayat BAYRAM olsa şarkısıdır. bunlardan farklı olarak çok sayıda aktivitemizde var...ana sponsorlar BATTALBEY ve BİM dir .evet FenAlardayız gazetesi de 10 A SINIF panosu aracılığı ile kamu oyunu bilgilendirdiğimiz mecradır. haber merkezi diyebiliriz.son birkaç ayda kendi dalında(duvar gazetesi)tiraj patlaması yapmıştır.gururluyuz bu konuda.sizinle her geçen gün daha çok büyüyeceğiz. bu blogta bu şirket hakkında bilgilere yenilik ve aktivitelere ulaşabileceksiniz BU arada söylemeden geçemeyeceğim. İZMİR KIZ LİSELİ olmak bir MARKADIR. sağlıcakla.....
BİR DÜRÜM UĞRUNA
O gün Okul çok sıkıcıydı. Matematik ve fizik kafasını şişirmişti Ahmet’in. Zaten fiziği sevmezdi. Matematiği sevse bile kurbağa sesinden hocanın ne dediğini anlamazdı. İste bu yüzden derslerden sonra öğle arası onun için adeta bir kurtuluştu. Son saniyeleri de sabırsızlık içinde geçirdi ve zil çaldığı anda fırladı. Yemekhaneye doğru bir koşu kopardı. Sunun şurasında bir kaç saat aç kalmıştı.1-2 gün aç bırakılırsa Hüseyin Bolttan hızlı koşacağına emindi. Yemek haneye geldi yemeğini aldı ve arkadaşlarının yanına gitti. Bu yemekhanede bir gariplik vardı hep. Sebebini hala çözememişti. Yatılıların ayrı sıraya girmesine bir anlam veremezdi hiç. Ne yani farklı bir yemek mi yiyorlardı. Arkadaşının sesiyle düşüncelerine ara verdi. Serkan dı bu. "yine daldın gittin Ahmet" dedi Serkan. Ahmet Serkan a "çok sıkıcı değil mi okul hayat ask para" dedi. Serkan da "okul ile hayati anladım da para ile ask biz de yok be" diyerek yemeğini yemeğe devam etti. Ahmet o sırada hayatına heyecan katabilecek bir şey peşindeydi. Tehlikeli bir o kadar da eğlenceli olmalıydı. O anda aklına bir fikir geldi. Ama burada söyleyemezdi. Zira etrafta dört dolanan kezban ve kekolar ispiyonculuk için hazır bekliyordu. Ahmet çıkarken gözü başka bir şeye daha takıldı. Yatılı 3-5 öğrencinin yemeğini neredeyse hiç yemediğini gördü. Şaşırmıştı biraz. Ne yiyordu bu yatılılar? Acıkmıyorlar mıydı? Neyse deyip düşünceleri kafasından uzaklaştırdı. Aklına gelen fikri Serkan a açıklamalıydı. Konuya giriş yapmak için tekrardan "okul çok sıkıcı değil mi" dedi. "aynen" diye karşılık verdi Serkan. Ahmet de fikrini açıkladı. Fikir kısaca şöyle idi. Gece okulda kalacaklardi. Aile meselesini de bir arkadaşın evinde kalacağız yalanı ile halletmişlerdi. Sonraki gün hazırlıklı geldiler. Çantalarına çikolata bisküvi ne varsa doldurmuşlardı. Çok eğlenceli olacağa benziyordu. O heyecan ile derslerin nasıl geçtiğini anlayamadılar. Zil çalınca çantaları ile dışarı çıktılar. Kameralara asla yakalanmamalıydılar. Kamera açılarını Serkan yoğun fizik bilgilerini kullanarak hesaba katmıştı. Saat 5 kadar basket sahasında takıldılar. Bu saatte artık çıkış yapmak zorunluydu. Okul havanın kararmasıyla gizemli ve korkunç bir hale bürünmeye başlamıştı. Sessizce Faik Eroğlu binasına geldiler. Yanlarında açılmayan kapılar için telde vardı. Serkan Google’a “kilitli kapılar tel ile nasıl açılır?”yazmış ilk çıkan siteden bilgilerle donanmıştı. Tipik bir liseliydi işte. Binanın temizliği bitmiş hizmetliler gitmişti. Sınıfa çıktılar. Hava iyiden iyiye kararmıştı. Oyalanmak için Monopoly getirmişlerdi. Biraz oynadıktan sonra Serkan her zamanki inekliği ile ders çalıştı. Biraz karı kız muhabbeti yaptılar. 10 dakika sonra muhabbet koyulaşmaya başlayınca bir uğultu duyuldu. Sanki 100 kişi kalan ayranın dibini höpürdetiyordu. Ardından kahkaha ve çığlıklar duyulmaya başlamıştı. Korkunç bir durumdu. Kaçsalar güvenliğe veya kameralara yakalanabilirlerdi. Dursalar korkudan öleceklerdi. Ölümcül bir ikilemde kalmışlardı. Sesler kesilmişti. Ama daha korkunç bir şekilde farklı bir ses duyuldu. Binlerce marul çıtırtısı vardı sanki. Korkudan delirme noktasına gelmişlerdi. Mutlaka bakmalıydılar. Sesler yatılı öğrenci bölümünden geliyordu. Yavaş ve temkinli adımlarla yatılı bölümüne ulaştılar. Sessizce içeri girdiler. Girer girmez kesif bir koku geldi. Acıyla limon karışımı bir kokuya benziyordu. Ahmet cebinden bir paket Mentollü Selpak çıkardı. Serkanın gözleri parladı. Mikrokapsülleri patlatıp ağız ve burunlarını kapattılar. Bu onları koruyacaktı. 2. kata yani yatakhanelerin olduğu bölüme çıktıklarında yerlerde yüzlerce lavaş ve marulun olduğunu gördüler. Duvarlar nar ekşisiyle kaplıydı. Açık bir kapıdan içeriye baktılar. Yatılı öğrencilerin hepsi içerdeydi. Fakat manzara insanın kanını dondurmaya yeterdi. Ortada bir Battalbey ustası pıçak zoruyla çiğ köfte yoğuruyordu. Etrafında yatılı öğrenciler daire şeklini almışlar sabırsızlık ve kızgınlıkla çiğ köftenin olmasını bekliyorlardı. Ahmet için her şey yerine oturmaya başlamıştı. Yatılıların neden farklı sırada yemek aldığını, yemeklerini neden yemediklerini ve gündüzlü arkadaşlarından neden hep çiğ köfte parası istediklerini anlamıştı. Burada bir vahşet vardı. O sırada birisi çığlık atarak bayıldı. Bunu tanımışlardı. Sınıfta çiğ köfte çıkışları ile tanınan ömrümün sonuna kadar çiğ köfteyle yaşayabilirim diyen Ecem di bu kişi. Arkadaşı çiğ köfte teknesinden bir parça alıp Ecem in Nar ekşili dudaklarına değdirdi. Ecem bir anda canlanıp çiğ köfteyi yedi. Az daha kızın parmağını da yiyecekti. Bunlar olurken şoka giren Serkan yanlışlıkla ses çıkardı. Tüm Gözler kapıya döndü. Usta Beni kurtarın dercesine bakıyordu. Ahmet o an kaçmaları gerektiğini anladı ve Serkanı da tutarak kaçmaya başladı. Yatılılarda ellerinde dürüm ayranla kovalamaya başladılar. O an Serkan kalleş bir kurşuna kurban gitti. Onu vuran en yakın dostu sandığı Seren den başkası değildi. Ayran ile vurmuştu onu. Ahmet geri bakamazdı. Derhal oradan kaçmalı ve yardım çağırmalıydı. Çok zor olsa da kimya laboratuarına ulaştı. Bir tedavi üretebilirdi. Gözü deney tüplerine takıldı. O an aklına her şeyin çaresi müthiş bir formül geldi. Zaten başka bir şeyde bilmiyordu. Bir mol H bir mol N 3 MOL de O aldı. İşte HNO3. Her durumda işe yarardı. Formülü Molotof haline getirdi ve yatılıların arasına savurdu. Orada can pazarı kuruldu. Tüm acılar dindi ağızlarının yarısını kaybetseler bile yedikleri çiğ köfteleri kustular. Ahmet koşarak oradan uzaklaştı. Başta BM olmak üzere NATO, AB, UNICEF, GREENPEACE gibi önemli yerler telefon açıp durumu bildirdi. Bu Şok dalgası dünyayı derinden etkiledi. Birçok hükümet istifa etti atayizler Müslüman olup 5 vakit namaz kılmaya başladı, Ekonomik krizler savaşlar küresel ısınma patlak verdi, illüminati deşifre oldu, okullar kapatıldı Dünya resmen ortaçağa geri döndü. VE en önemlisi de kezzabın her derde deva olduğu anlaşıldı. Sabahları insanlar her gün ağızlarından bir parça daha gitmesine aldırış etmeyerek çay yerine kezzabı tercih etti.
O gün Okul çok sıkıcıydı. Matematik ve fizik kafasını şişirmişti Ahmet’in. Zaten fiziği sevmezdi. Matematiği sevse bile kurbağa sesinden hocanın ne dediğini anlamazdı. İste bu yüzden derslerden sonra öğle arası onun için adeta bir kurtuluştu. Son saniyeleri de sabırsızlık içinde geçirdi ve zil çaldığı anda fırladı. Yemekhaneye doğru bir koşu kopardı. Sunun şurasında bir kaç saat aç kalmıştı.1-2 gün aç bırakılırsa Hüseyin Bolttan hızlı koşacağına emindi. Yemek haneye geldi yemeğini aldı ve arkadaşlarının yanına gitti. Bu yemekhanede bir gariplik vardı hep. Sebebini hala çözememişti. Yatılıların ayrı sıraya girmesine bir anlam veremezdi hiç. Ne yani farklı bir yemek mi yiyorlardı. Arkadaşının sesiyle düşüncelerine ara verdi. Serkan dı bu. "yine daldın gittin Ahmet" dedi Serkan. Ahmet Serkan a "çok sıkıcı değil mi okul hayat ask para" dedi. Serkan da "okul ile hayati anladım da para ile ask biz de yok be" diyerek yemeğini yemeğe devam etti. Ahmet o sırada hayatına heyecan katabilecek bir şey peşindeydi. Tehlikeli bir o kadar da eğlenceli olmalıydı. O anda aklına bir fikir geldi. Ama burada söyleyemezdi. Zira etrafta dört dolanan kezban ve kekolar ispiyonculuk için hazır bekliyordu. Ahmet çıkarken gözü başka bir şeye daha takıldı. Yatılı 3-5 öğrencinin yemeğini neredeyse hiç yemediğini gördü. Şaşırmıştı biraz. Ne yiyordu bu yatılılar? Acıkmıyorlar mıydı? Neyse deyip düşünceleri kafasından uzaklaştırdı. Aklına gelen fikri Serkan a açıklamalıydı. Konuya giriş yapmak için tekrardan "okul çok sıkıcı değil mi" dedi. "aynen" diye karşılık verdi Serkan. Ahmet de fikrini açıkladı. Fikir kısaca şöyle idi. Gece okulda kalacaklardi. Aile meselesini de bir arkadaşın evinde kalacağız yalanı ile halletmişlerdi. Sonraki gün hazırlıklı geldiler. Çantalarına çikolata bisküvi ne varsa doldurmuşlardı. Çok eğlenceli olacağa benziyordu. O heyecan ile derslerin nasıl geçtiğini anlayamadılar. Zil çalınca çantaları ile dışarı çıktılar. Kameralara asla yakalanmamalıydılar. Kamera açılarını Serkan yoğun fizik bilgilerini kullanarak hesaba katmıştı. Saat 5 kadar basket sahasında takıldılar. Bu saatte artık çıkış yapmak zorunluydu. Okul havanın kararmasıyla gizemli ve korkunç bir hale bürünmeye başlamıştı. Sessizce Faik Eroğlu binasına geldiler. Yanlarında açılmayan kapılar için telde vardı. Serkan Google’a “kilitli kapılar tel ile nasıl açılır?”yazmış ilk çıkan siteden bilgilerle donanmıştı. Tipik bir liseliydi işte. Binanın temizliği bitmiş hizmetliler gitmişti. Sınıfa çıktılar. Hava iyiden iyiye kararmıştı. Oyalanmak için Monopoly getirmişlerdi. Biraz oynadıktan sonra Serkan her zamanki inekliği ile ders çalıştı. Biraz karı kız muhabbeti yaptılar. 10 dakika sonra muhabbet koyulaşmaya başlayınca bir uğultu duyuldu. Sanki 100 kişi kalan ayranın dibini höpürdetiyordu. Ardından kahkaha ve çığlıklar duyulmaya başlamıştı. Korkunç bir durumdu. Kaçsalar güvenliğe veya kameralara yakalanabilirlerdi. Dursalar korkudan öleceklerdi. Ölümcül bir ikilemde kalmışlardı. Sesler kesilmişti. Ama daha korkunç bir şekilde farklı bir ses duyuldu. Binlerce marul çıtırtısı vardı sanki. Korkudan delirme noktasına gelmişlerdi. Mutlaka bakmalıydılar. Sesler yatılı öğrenci bölümünden geliyordu. Yavaş ve temkinli adımlarla yatılı bölümüne ulaştılar. Sessizce içeri girdiler. Girer girmez kesif bir koku geldi. Acıyla limon karışımı bir kokuya benziyordu. Ahmet cebinden bir paket Mentollü Selpak çıkardı. Serkanın gözleri parladı. Mikrokapsülleri patlatıp ağız ve burunlarını kapattılar. Bu onları koruyacaktı. 2. kata yani yatakhanelerin olduğu bölüme çıktıklarında yerlerde yüzlerce lavaş ve marulun olduğunu gördüler. Duvarlar nar ekşisiyle kaplıydı. Açık bir kapıdan içeriye baktılar. Yatılı öğrencilerin hepsi içerdeydi. Fakat manzara insanın kanını dondurmaya yeterdi. Ortada bir Battalbey ustası pıçak zoruyla çiğ köfte yoğuruyordu. Etrafında yatılı öğrenciler daire şeklini almışlar sabırsızlık ve kızgınlıkla çiğ köftenin olmasını bekliyorlardı. Ahmet için her şey yerine oturmaya başlamıştı. Yatılıların neden farklı sırada yemek aldığını, yemeklerini neden yemediklerini ve gündüzlü arkadaşlarından neden hep çiğ köfte parası istediklerini anlamıştı. Burada bir vahşet vardı. O sırada birisi çığlık atarak bayıldı. Bunu tanımışlardı. Sınıfta çiğ köfte çıkışları ile tanınan ömrümün sonuna kadar çiğ köfteyle yaşayabilirim diyen Ecem di bu kişi. Arkadaşı çiğ köfte teknesinden bir parça alıp Ecem in Nar ekşili dudaklarına değdirdi. Ecem bir anda canlanıp çiğ köfteyi yedi. Az daha kızın parmağını da yiyecekti. Bunlar olurken şoka giren Serkan yanlışlıkla ses çıkardı. Tüm Gözler kapıya döndü. Usta Beni kurtarın dercesine bakıyordu. Ahmet o an kaçmaları gerektiğini anladı ve Serkanı da tutarak kaçmaya başladı. Yatılılarda ellerinde dürüm ayranla kovalamaya başladılar. O an Serkan kalleş bir kurşuna kurban gitti. Onu vuran en yakın dostu sandığı Seren den başkası değildi. Ayran ile vurmuştu onu. Ahmet geri bakamazdı. Derhal oradan kaçmalı ve yardım çağırmalıydı. Çok zor olsa da kimya laboratuarına ulaştı. Bir tedavi üretebilirdi. Gözü deney tüplerine takıldı. O an aklına her şeyin çaresi müthiş bir formül geldi. Zaten başka bir şeyde bilmiyordu. Bir mol H bir mol N 3 MOL de O aldı. İşte HNO3. Her durumda işe yarardı. Formülü Molotof haline getirdi ve yatılıların arasına savurdu. Orada can pazarı kuruldu. Tüm acılar dindi ağızlarının yarısını kaybetseler bile yedikleri çiğ köfteleri kustular. Ahmet koşarak oradan uzaklaştı. Başta BM olmak üzere NATO, AB, UNICEF, GREENPEACE gibi önemli yerler telefon açıp durumu bildirdi. Bu Şok dalgası dünyayı derinden etkiledi. Birçok hükümet istifa etti atayizler Müslüman olup 5 vakit namaz kılmaya başladı, Ekonomik krizler savaşlar küresel ısınma patlak verdi, illüminati deşifre oldu, okullar kapatıldı Dünya resmen ortaçağa geri döndü. VE en önemlisi de kezzabın her derde deva olduğu anlaşıldı. Sabahları insanlar her gün ağızlarından bir parça daha gitmesine aldırış etmeyerek çay yerine kezzabı tercih etti.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




